Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

İnteraktif Hikaye: Oyuna Davet! – 2. Bölüm – Nazif Pehlivan Versiyonu

Diğer Yazılar

KAYIP

BİR EFSANE BİR CİNAYET

DURU GÜZELLİK SALONU

Dedektif Dergi
Dedektif Dergihttps://dedektifdergi.com/
En çok aldığımız sorulardan biri, Dedektif’e yazı gönderebilir miyiz? Evet, elbette bize konusu polisiye olan öykülerinizi ve gene polisiye üzerine yazılmış denemelerinizi, incelemelerinizi, kitap/film eleştirilerinizi ve makalelerinizi gönderebilirsiniz. Öykü ve yazılarınız yayın kurulumuz tarafından değerlendirildikten sonra dergimizde yayınlanacaktır.

Bizimle bir oyuna var mısın?

Bu öyküyü birlikte yazmaya ne dersin?

Lütfen ilk iki bölümü dikkatle oku ve üçüncü bölümü sen yaz!

Detaylar bölümün sonunda!

Sabah olmuş, Osman uykusundan uyanmıştı.

Son birkaç akşamdır rakı içiyordu. Farkında olmadan kaptırmıştı kendini. Yine akşamdan kalmış olmanın verdiği baş ağrısı ve ağırlıkla sandalyeye oturdu.

Sanki ilk defa görüyormuş gibi sarı kâğıdı eline alıp tekrar okudu, her sabah ve akşam tekrar tekrar okumuyormuşçasına:

Merhaba Osman!

Evet Osman Uzunkavak, senden bahsediyorum.

Hayatını değiştirmek ister misin?

Peki, buna gücün ve cesaretin var mı?

Cevabın evet ise bu Cumartesi saat 14.00’de aşağıda yazılı adreste ol.

Yalnız.

 

Akşamdan bardakta kalan, son yudum rakıyı kafasına dikti. Cumartesi günü uyku zamanı olduğundan geç kalkmak adettendi.

Ama neydi bu, ne anlama geliyordu? O sırada gözü saate takıldı. Saat 13.15’ti.

Eğer bu bir şakaysa, hiç hoş değildi.

Sırayla arkadaşlarını düşündü. Ahmet, Ömer, Eren, Abdullah ve Nazif, hangisi böyle bir şey yapabilirdi ki?

Böyle bir saçmalıkla hiçbiri uğraşmazdı. ‘O zaman başka biri olmalı,’ diye düşündü.

Tabii ya, yönetici Selçuk Bey olmalıydı. Yoksa başka nasıl bir açıklaması olabilirdi onunla merdivenlerde denk gelmesinin? Kendisini takip etmiş olmalıydı. Hemen üzerini değişip yöneticinin kapısına çıktı.

Saate baktı; 13.43’tü. Eğer oysa, evde olmayacaktı. Zaten daha önce de bazı komşularına ufak tefek muzip şakalar yaptığını duymuştu. Demek ki sıra kendisindeydi. Arka arkaya zile bastı, kapıyı yumrukladı. Sanki kapı duvar olmuştu. Kendi kendine söylenmeye başladı. “Tam tahmin ettiğim gibi, gidelim bakalım Selçuk Bey bize ne şakası hazırlamış.”

Verilen adres zaten kendi muhitlerindeydi. ‘Selçuk Bey, bu kadar da olmaz ama,’ diye düşündü. Koşarak indi merdivenlerden. O sırada Selçuk Bey kapıyı açtı. “Hay aksi, tam da namaz vaktini buldular. Selam verip namazı bitirene kadar gitmişler,” diye söylenerek kapıyı kapatıp namazına geri döndü.

Verilen adrese geldi. Kasım ayının sonu olmasına rağmen, hava bugün her zamankinin aksine yazdan kalma gibi sıcaktı. Bunu fırsat bilen insanlar sokağa dökülmüştü. O insan seli içinde gözleri Selçuk Bey’i aradı. Saate baktı, 13.59. Tamamdı, şimdi çıkardı bir yerden. Gözleriyle meydanı tarıyor, Selçuk Bey’i bir an önce bulup şakayı sonlandırmak istiyordu.

 

O sırada, karşısında duran siyah camlı lüks araba dikkatini çekti. Yanına doğru gitti. Emin olmamakla beraber arabaya doğru yaklaştı.

‘Vaay, Selçuk Bey nasıl organize olmuş. Arabaya bak, oğlunun oto kiralama işi yaptığını bilmesem, yiyeceğim yani şakayı. Ondan arabayı da almış, Oscar’lık şaka,’ diye düşünerek arabanın yanına kadar geldi.

Arabanın arka camı açıldı, başka biri vardı.

“Merhaba Osman Bey, açıkçası gelmeyeceğini düşünmüştüm. Demek ki meraklı ve cesur biriymişsin. Tebrik ederim.”

“Siz de kimsiniz, Selçuk Bey nerede?”

Adam omuz silkerek ilgilenmiyormuş edasıyla:

“Selçuk Bey mi? Öyle birini tanımıyorum. Sakın bana yanlış anlama üzerine geldiğini söyleme. Üzülürüm.”

“Siz kimsiniz, neler oluyor burada? Hemen bir açıklama bekliyorum.”

Adam ukala ukala gülümsedi, yüzünde alaycı bir tavır vardı.

“Osman Bey, Osman Bey, çok para kazanmak istemez misin? Bildiğim kadarıyla durumun da iyi değil. Teklifim hoşuna gidecektir emin ol.”

“İstemem, gidiyorum ben, bu saçmalıklarla kaybedecek zamanım yok.”

“Saçmalık mı? Bana yüz bin lira değerinde bir saçmalık söyler misin?

Rakamı duyunca şaşırmıştı. Bir gariplik vardı, şaka değildi. Ayrıca bu adamlar kimdi, onu nereden bulmuşlardı? Merak katsayısı gittikçe artıyor, korkuyordu ama belli de etmemeye çalışıyordu.

“Yüz bin mi? İyi ama siz kimsiniz, beni nereden buldunuz?”

“Aynen, tam tamına yüz bin, ama öncelikle bunun için belli adımlardan geçmelisin ya da görevlerden diyelim. Seni nereden bulduğumuza gelince de, zamanı gelince öğrenirsin. Şimdi sen söyle, tamam mı, devam mı?”

“Tamam dersem ne olacak, gidecek misiniz?”

Adam yine ukalaca gülümsedi, gözlüğünün altından Osman’a baktı.

“Osman Bey, Osman Bey birbirimizi kandırmayalım. Bu miktardaki para senin için önemli, hadi kabul et. Boşandıktan sonra her şeyini eşine verdin ve şu an ek bir gelire ihtiyacın var.”

“Bunları nereden biliyorsunuz? Kimsiniz siz? Hemen açıklama bekliyorum. Yoksa sizi benimle dalga geçmek için Serpil mi gönderdi?”

“Bak Osman Bey, Serpil Hanım’ı tanımam. Ama şunu söyleyebilirim ki seninle boşanmak ve elindeki her şeyi almakla ne kadar zeki bir insan olduğunu anladım. Şimdi söyle bakalım kararın ne?”

Duydukları karşısında iyice şaşırmıştı. Kimdi bu adam, bunları nereden biliyordu? Miktarı da duyunca köşeye sıkışmıştı. Bir yanı ‘hayır’ diyor, diğer yanı ise ‘hemen’ diyordu. Evet, paraya ihtiyacı vardı, belki eski evini de satıp daha güzel ve geniş ev alabilirdi. Hem o zaman oğlu da yanında kalmak isterdi.

“Peki kabul. Ne istiyorsunuz benden?”

Adam yine ukalaca güldü.

“Siz çaresiz insanları seviyorum. Hayat böyle daha güzel oluyor.”

Elini yanındaki çantanın içine soktu, aynı sarı zarftan bir tane daha çıkardı, Osman’a uzattı. Osman zarfı alıp açtı, gözlerine inanmak istemedi.

“Ne bu şimdi? Dalga mı geçiyorsunuz?”

Adam ukala tavırlarına, Osman şaşırdıkça devam ediyordu.

“Osman Bey, daha ilk görevden pes mi ediyorsun? Yazık, eminim ki yeni bir ev alıp o bodrum katından kurtulunca oğlun seninle gurur duyardı.”

Şaşırdı. ‘Acaba sesli mi düşündüm?’ diye tereddüde düştü.

“Oğlumu nereden biliyorsun? Söylesene seni kim gönderdi, nereden biliyorsun her şeyi?”

“Hadi Osman Bey, uğraştırma, hepsinin zamanı gelecek, öğreneceksin. Paraları ve oğlunu düşün hadi.”

Osman bir daha zarftan çıkan kâğıda ve adama baktı.

“Ama neden?”

“Her şeyin bir nedeni vardır Osman Bey, nedensiz nefes bile alamazsın. Sana yarına kadar müsaade, yarın aynı saatte burada görevini tamamlamış olarak seni bekliyor olacağım.”

Adam lafını bitirip gözlüğünü düzeltti. Camını kapatınca araç hareket etti.

“Heyy, bekle dur, dur heeeyyy! Allah kahretsin, bu neydi şimdi?!”

Osman şaşkın bir vaziyette elindeki sarı kâğıda bir daha baktı.

GÖREV – 1:

Kendine bir silah edin.

 

***

– 2. BÖLÜMÜN SONU –

***

İnteraktif Hikaye: Oyuna Davet! - 2. Bölüm - Nazif Pehlivan Versiyonu 1

En Son Yazılar