Merhaba Nancy Drew

Diğer Yazılar

Funda Menekşe
Funda Menekşe
Çocuklar için, sevimli öyküler yazarken ne ara cinayet kurguları tasarlamaya geçtiğini kendisi de bilmiyor. Bildiği bir tek şey var ki; yazmayı seviyor.

Hayatını bilfiil çalışmak üzerine inşa etmiş bir kadın olarak pandemi günleri beni fazlasıyla zorladı. Evde kalma çağrılarının sessiz sokakları doldurduğu ilk günlerde, içimde bir yerlerde saklandığından kendimin de haberi olmayan bir ev hanımı ortaya çıktı. Denenmemiş tarifleri deneme, epeydir el atılmamış dip köşe dolapları eleme, boş sokaklara açılan pencerelerin camlarını parlatma şeklindeki gündüz eylemlerime akşamları bilgisayar klavyesi tıkırtıları eşlik etti. Evden çalışmaya ve üretmeye devam edildi.  Ne vakit o ev hanımından sıkıldım, yazdığım kitap bitti, bir diğeri baskıya hazır hale getirildi işte o vakit okuma seanslarına geçtim. Kitaplıkta okunmayı bekleyen kitaplarımla ve onları yazan dostlarımla buluştuk.

En sevilen polisiye diziler listelerinin 2019 öncesi yapımlarını daha önceki bir delirme sürecinde sömürdüğüm için yeni yapımlara göz gezdirmeye başladım. Bitmemiş diziyi hafta hafta beklemek konusundaki sabırsızlığımı bildiğimden, genellikle tamamlanmış dizilere yöneldim. Erika Harrison ve Jesse Stern’in senaryosunu yazdığı ve Ramsey Nickell’in yönetmen koltuğunda oturduğu “Nancy Drew” bunlardan sonuncusuydu. Başladım ve on sekiz bölüm iki gün içinde bitti. İlk sezonu 15 Nisan 2020’de final yapan ve ikinci sezon onayı alınan dizinin nesini sevdim de yazmaya değer buldum inanın ben de bilmiyorum. Belki bu yazıyı hazırlarken bulurum.

 

Nancy Drew kimdir?

Dizimize adını veren karakter Nancy Drew, ilk kez 1930’da yayınlanan Secret Of The Old Clock (Eski Saatin Sırrı) kitabında ortaya çıkmış ve Strathemeer Syndicate yayınevinin kurucusu Edward Strathemeyer tarafından yaratılmış. Karakter piyasada kendine bir kitle elde etmeyi başarınca yıllar içinde çok sayıda yazar tarafından kaleme alınmış ve ortak bir isim olan Caroline Keen adı altında yayınlanmış. Nancy Drew kitapları otuzdan fazla dile çevrilmiş ve karakterin maceralarının anlatıldığı üç yüz elli civarında kitap yazılmış. Diziye rastlantısal olarak başladığımda bütün bu detaylardan habersizdim. Daha ilk bölümde meraklı yanıyla dikkatimi çeken karakterin bu kadar köklü bir geçmişi olduğunu da bilmiyordum.

Karakterimizin ekranlarda belirdiği son dizi olan bu Amerikan yapımının ilk bölümü 9 Ekim 2019’da The CW kanalında yayınlanmış. Nancy Drew dizisinin konusunun temelinde yirmi yıl önce işlenen bir cinayet var. Bu cinayetle bağlantısı yavaş yavaş kurulan yeni bir cinayet ile başlıyor ilk bölüm. Yine de dizi için polisiye demek zor bence. Mistik ögelerin yer aldığı dizilerde her ne kadar bir cinayet soruşturulması sürdürülüyor olursa olsun, böyle dizileri tür olarak daha çok Gizem/Macera olarak sınıflandırıyoruz aslında.

Araştırmalarımdan elde ettiğim sonuçlara göre ilk kitaplardaki Nancy Drew ile karakter bakımından, yani temelinde benzerlik gösterse de dizide, arkadaş çevresi ve aile hikayesi ile epey oynanmış bir versiyon çıkmış karşımıza. Nancy Drew çocukluğundan itibaren nerede gizemli bir olay olsa orada olan, burnunu yerel polislerin işine sokmaktan çekinmeyen ve maharetleriyle çoğu zaman onları gölgede bırakan kasabalı bir kız. Horseshoe Koyu olarak adlandırılan kasabada hemen hemen herkes tarafından tanınan Nancy, kiminin kayıp kedisini bulmuş, kiminin antika saatini çalan hırsızları yakalamış. Liseden mezun olan ancak henüz üniversite eğitimine başlamamış olan Nancy, avukat olan babası ile birlikte yaşamaktadır ve annesinin ölümünden sonra babası ile arasına setler çekmiştir. Liseden eski bir arkadaşı olan Georgia tarafından işletilen bir restoranda garsonluk yapmaktadır.

 

Nancy Drew Dizisinin Konusu

Uzun bir süredir gizem çözme işlerine ara vermiş durumdayken bir akşam çalıştığı restoranın otoparkında Tiffany Hudson isimli zengin bir kadın öldürülüyor ve Nancy bir anda kendini soruşturmanın ortasında hem de şüphelilerden biri olarak buluyor. Sevgilisi Ned/Nick ve diğer üç arkadaşının daha şüpheli duruma düşmüş olması Nancy’i ve arkadaşlarını adlarını aklama çabasına itiyor. Elbette bu çok da kolay olmuyor, bu karakter olarak her biri diğerinden tuhaf olan gençlerin geçmişlerindeki sırlar da ortaya saçılıyor. İlk bölümlerde Nancy’i en çok zorlayan ise bir hayalet. İşte bu noktada dizi bazılarınızın gözünde değerini yitirebilir. Misal ben, işin içine hayaletler, doğaüstü güçler girdiğinde olaydan soğuyanlardanımdır ama Nancy Drew da gizem son dakikaya kadar öyle güzel gizlenmişti ki bir bölüm daha demekten kendimi alamadım.

 

Nancy, bir yandan yaklaşık yirmi yıl önce ölen genç bir kız olan Lucy’nin kasabada efsane haline gelmiş olan ve şu sıralar kendisine musallat olmaya başlayan hayaletiyle uğraşırken bir yandan da iki olay arasındaki bağın ne olduğunu araştırıyor. Bu araştırmalar içinde kendisinin ve ailesinin sırlarına da ulaşıyor.

Gelelim Nancy Drew dizisinin yedinci ekran uyarlaması olan bu Amerikan dizisinin bana göre artı ve eksilerine. Belki böylece ben de neden bu dizi ile ilgili yazıyorum bulabilirim.

 

İsterseniz önce eksi yanlarını maddeler halinde sıralayalım:

  • Dizi oyunculuklar bakımından oldukça vasattı. Nancy karakterinde izlediğimiz Kennedy McMann ve ölen kadının kocası Ryan Hudson’ı canlandıran Riley Smith dışındaki oyunculuklara eksi puanları sıralıyorum. Dizideki cast seçimi diziyi fazlasıyla gençlik dizisi havasına sokmuştu. Orta yaşlarda olması gereken karakterler bile delikanlı gibi görünüyordu.
  • Son dönem dizilerinde sıklıkla yer verilen cinsel tercihte çeşitlilik konusu bu diziye de katılmak istenilmiş. Lisbeth karakterinin diziye bir katkısı olsaydı bu detayı önemsemeyecek kadar tercihlere saygılıyımdır ama derinliği olmayan bir ilişki olarak gereksiz bir ayrıntıydı ve dizide sırıtmaktaydı. Modaya uyan yapımcıların zorlaması gibi…
  • Dizi bir yerden sonra bölüm atlatma gayesiyle anlamsız ruh çağırma seanslarına boğulurken, senaristler de hatalarını fark etmiş olacaklar ki son bölümlerde biraz toparlandı.
  • Efektler konusunda çok da başarılı bulmadığım dizide kostümler ve mekânlar bende fazlasıyla bilgisayar oyunu hissi uyandırmıştı ki bu yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmada Nancy Drew ile ilgili pek çok oyun olduğunu da öğrendim. Bizde de epey fanları varmış bu gizem oyunlarının.

 

Şimdi sıra geldi diziyi son bölüme kadar bana izletmeyi başaran detaylara:

  • Okuduğum kitaplarda ya da izlediğim filmlerde en sevdiğim şeylerden biri buğday taneleri gibi etrafa saçılan yan hikâyelerin, öğütülüp un haline getirildikten sonra, sonlara yaklaşırken yoğrulup bir araya getirilmesidir. Bu sebeple ilk beş bölümün her birinde acaba katil hangisi diye düşündürmeyi başaran dizinin son iki bölüme kadar onlarca gizem ile detaylandırılan konu örgüsü diziyi bırakmamamın temel sebebi olsa gerek. Tabii ara ara, “Ya ama bu çok belirgin bir ipucu oldu,” dediğimi de biliyorum.
  • Nancy’nin başına buyruk, şüpheci ve inatçı tavırları bazı izleyicileri sinir edecek olsa bile benim çok hoşuma gitti. Eğer karakteri beğenmesem, gençlik dizisi kıvamına ya da mistik ögelerin fazlalığına tahammül edemeyebilirdim. Gerek iç konuşmaları, gerek mimiklerini yerli yerinde kullanışıyla Nancy’i canlandıran Kennedy McMann’ı çok sevdim. Müthiş bir ekran enerjisi var bence. Laf aramızda o mimikler bana Meryem Uzerli’yi anımsatmadı değil.
  • Korku atmosferi oluşturmak bakımından iyi çekildiğini söyleyebileceğim birkaç sahnesi olan dizi bir dedektif dizisi olarak lanse edilse de bence tam olarak bu tanıtımın altını dolduramıyor ama özellikle Lucy adlı hayaletin hikâyesindeki gizemlerle sağladığı merak unsuru ile kendini izletmeyi başarıyor.

Yukarıdaki artı-eksi tablosuna sayısal olarak bakarsam diziyi beğenmemem gerekiyor galiba. Belki yoklukta iyi gitti, belki şu an zihnimi yeterince yoran bir yeni hayat düzeninin içindeyken zihnimi yormayan basit örgüsü beni etkiledi; yazının sonuna gelmişken hala bilemiyorum.

Eğer siz de benim gibi pandeminin boşluğundan sıyrılamadıysanız, evlerinizdeyseniz ve ne izlesem diye düşünecek kadar çok dizi izlemişseniz Nancy’nin hatırına bunu da aradan çıkarabilirsiniz. “Yok, ben pek dedektif dizisi izlemedim,” diyorsanız, gelin önce size vereceğim, sıralaması tamamen aklıma geliş sırasıyla belirlenecek olan Funda’nın ilk on listesine bir göz atın.

DEDEKTİF DİZİLERİNDE İLK ON LİSTESİ

  • True Detective ( Özellikle ilk sezonu ile unutulmazlarımdandır.)
  • Sherlock (Her bölümü film tadında, oyunculukla bile kendine bağlayacak bir dizidir.)
  • Agatha Christie’s Poirot (Özellikle son sezonlarında her bölüm film uzunluğundadır.)
  • The Fall (Ağır ilerleyen bir dizidir ama bağımlılık yapar.)
  • Narcos (Uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escobar’ın gerçek hikâyesinden uyarlamadır.)
  • Broadchurch (İngiltere’nin küçük kasabalarının havasını sevenlere önerilir.)
  • Bron/Broen (Karakterleri sağlam ve sürükleyici bir dizidir.)
  • Endeavour (Hakkındaki incelememe önceki sayılarımızdan ulaşabilirsiniz. https://dedektifdergi.com/endeavour/)
  • Luther (Duygusal İngiliz sizi de kendine hayran bırakacaktır.)
  • Fargo (Her saniyesinde bitmesin isteyeceğiniz bir efsanedir.)

İlk yirmi mi deseydim acaba? Hala aklıma gelmeye devam eden diğer dizilere haksızlık ettim gibi hissediyorum. Belki başka bir yazıda devamını da yazarız. Dergimizi takip etmeye devam edin ve en önemlisi; sokağa çıkarken maskenizi takmayı unutmayın.

 

Facebook Yorumları
Ücretsiz! Okuyun!spot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar