PİRAMİT VE DİĞER WALLANDER MACERALARI

Diğer Yazılar

RAFLARDAKİ YENİ KİTAPLAR

POLİSİYE MASASI

KÖR KANUN

Selin Bak
Selin Bak
1981 Trabzon doğumlu. Çocukluğu Trabzon’da geçti. Hemşire olarak meslek hayatına ilk olarak Samsun’da başladı. Hâlâ Trabzon’da hemşirelik yapmaya devam ediyor. Yılın yarısını Trabzon’da yarısını İstanbul’da geçirir. Sıkı bir polisiye okuru ve izleyicisidir. En sevdiği yazarların Türk yazarlar olduğunu gururla söyler. Polisiye sevgisi onu yazmaya da yönlendirdi. Halen Dedektif Dergi ve 221B Dergi’de polisiye kitap incelemeleri yazıyor. Yakında başka sürprizlerle de gelecek olan Selin’in en büyük hayali TÜYAP’da kendi kitabını imzalamak. Kim bilir?

PİRAMİT VE DİĞER WALLANDER MACERALARI

Henning Mankell’in Wallander serisi ilk olarak 1991’de İsveç’te yayınlandı. 1997’de de ilk defa İngilizce’ye  çevrildi. İlk roman 1990 yılında, Wallander’ın 42 yaşında kıdemli  dedektif olduğu bir davayı içeriyordu. Sekiz  Wallander romanını tamamladıktan ve okuyucularından gelen talepleri aldıktan sonra Mankell, dedektifinin gençlik halini anlatan kısa hikâyeler yazmaya karar verdi. Bu beş hikâye işte bu kitapta toplandı.

Kurt Wallander en sevdiğim kurgusal dedektif değil yalnızca. Okuduğum kitaplardaki en sevdiğim karakterlerden biri. Onunla Ystad polis karakolunda takılmayı, durmadan fincan kahve içmeyi, meslektaşlarımla soruşturmanın ilerleyişinin bir kez daha incelendiği bir toplantıdan sonra, bu sefer yeni bir şeyin ortaya çıkacağı umuduyla buluşmayı özledim.
Onun gücü sıradanlığından gelir. Birçok ünlü dedektifin kusurları veya tuhaflıkları vardır, ancak Wallander kadar inandırıcı ve karmaşık biriyle hiç karşılaşmadım. Obsesif kompulsif bozukluktan muzdarip değildir. O bir dahi de değildir. O sıradan bir erkek. Babasıyla gergin bir ilişkisi vardır. Birçoğumuz gibi, o da gerçekleşmemiş bir rüyayı taşır içinde. Katillerin izini sürmekle uğraşırken, yapacak zaman bulamadığı bir sürü planıyla, arabasının arızalarıyla, diş ağrılarıyla -günlük yaşamın sıradan sorunlarıyla- da uğraşmak zorunda kalır.

Wallander Serisi’ndeki 9 numaralı kitap, Wallander’ın 21 yaşındaki zamanlarından başlıyor. 1990’larda birkaç yıl boyunca yazılan bu kısa öykü koleksiyonunda Mankell, Wallander’ın geçmişini dolduruyor, diğer Wallander romanlarından tanıdığımız titiz ve adanmış dedektife  nasıl dönüştüğünü açıklıyor. Kitaptaki son hikâye, 1989’u 1990 yılına bağlayan bir zaman diliminde geçiyor, yani Wallander serisindeki ilk kitaptan bir yıl kadar önceyi anlatıyor. Ancak rahmetli Henning Mankell’in kitabın başında da belirttiği gibi Piramit ve Diğer Wallander Maceraları yazarın “Wallander daha önceden nasıldı, ne yapıyordu?” sorusuna cevap verme amacını taşıyor biraz.

Hikâyelerin hepsi Wallander’in kronolojik yaşamına uygun şekilde sıralanmış. O yüzden Wallander’ın evlenmeden önceki hayatını da görmüş oluyoruz,  boşanma aşamasını  ve boşandıktan sonraki ilk dönemi de. Yalnız Wallander serisini daha önce okumadıysanız şu yazdıklarımı uzun uzun anlatılan duygusal içerikler olarak düşünmeyin. Kısaca, gereksiz samimiyetlerden ve cümlelerden uzak bir şeyden bahsediyorum. O yüzden Wallander ve Henning Mankell başkaydı, o yüzden serinin bitmesi ve aslında Henning Mankell’in terk-i diyar eylemesi çok üzücü. Tanıdık birinin ölümüyle arasında fark yok. Agatha Christie’yi başka bir yere koyarak söylüyorum, hayatımda okuduğum en iyi polisiyelerden biridir Wallander serisi. Bu vesileyle tekrar vurgulayayım. Verdiğiniz paraya değecektir.

Öykülerden ilki, Wallander’ın İlk Vakası, 1969’da Wallanderyirmi yaşındayken başlıyor. Eksantrik babasının güçlü ve alaycı itirazlarına karşı devriye görevlisi olarak işe giriyor. Çünkü Dedektif olmak istiyor. Çok çalışıyor ve üstlerini etkilemek için saatler harcıyor. Randevularına işinden dolayı geç kaldığını bilmesine rağmen onu sürekli eleştiren bir kız arkadaşı  var; Mona. İnce duvarlı bir dairede yaşıyor ve bir gün bir silah sesi duyuyor. Dedektifler ona komşusunun intihar ettiğini söylüyor. Sorumlu dedektif bunu yapmaması konusunda ısrar etse de, gerçekte ne olduğunu bulmak için araştırması gerektiğini düşünüyor. Resmi olarak hala üniformalı olmasına rağmen, Wallander dedektiflik oynamaya başlıyor. Ayrıca babası, Mona ve kız kardeşiyle olan ilişkilerinin nasıl ilerlediğini görüyoruz. Açıkçası, Kurt’un bu kısa hikâyede Mona’yla birlikte olmaya neden bu kadar meyilli olduğunu merak ettim.

Wallander’ın İlk Vakası yetmişli yılların başında geçtiğinden yazarın Martin Beck’ten ne zaman bahsedeceğini  merak etmekten kendimi alıkoyamadım. Asla yapmadı, ama ben çok isterdim. Mankell’in Beck’i hikâyenin dışında tutması ne kadar zor oldu acaba?

İkinci hikâye ise Maskeli Adam. Bu hikâye 1975 Noel arifesinde geçiyor. Kurt şimdi Mona ile evli ve Linda adında bir kızları var. Mankell, Kurt ve Mona’nın evliliğindeki çatlakları ve çoğu zaman kavga  etmeseler de birbirlerine söyleyecek fazla bir şeyleri olmadığı gerçeğini gösteriyor. Eve gitmek için iş yerinden ayrılırken, amiri, polisi arayıp mağazanın dışında garip bir adam gördüğünü söyleyen bir kadının tehlikede olup olmadığını araştırmak için onu bir mağazaya gönderiyor ama Kurt kadını ölü buluyor. Wallander’in kafasına vuruluyor ve bağlanıyor. Bilincini yeniden kazandığında, silah tutan maskeli bir adam görüyor. Adam kadını neden öldürdü? Dedektifi öldürmek istiyor mu? Wallander kendini nasıl kurtarabilir?

 Kitabın en kısa ve en yalıtılmış hikâyelerinden biri olan Maskeli Adam, yine de Wallander’le ailesi arasındaki zor ilişkiyi ve İsveç’in radikal bir toplumsal karışıklık döneminden geçişini bize çok güzel anlatıyor.

Sahildeki Adam üçüncü öykü. Yıl 1987. Wallander karısıyla ciddi sorunlar yaşıyor. Boşanmayı bekliyor. Mona Linda’yı seyahate götürdüğü için bu hikâyede yoklar. Wallander’in Mona ile evliliği ve onları bir arada tutan tek şeyin kızları Linda olduğu konusunda çok üzüldüğünü görüyoruz. Bir adam bir plajdan şehre geri dönen bir taksiye biniyor. Yolculuk bittiğinde, sürücü adamın öldüğünü görüyor. Savcı zehirden öldüğünü söylüyor. Ne zaman zehirlendi? Neden? Kim yaptı? Adam neden sahildeydi? Wallander, gerçeğe ulaşmak için metodik polis çalışmasını ve ünlü keskin sezgisini kullanıyor.

Dördüncü öykü olan Bir Fotoğrafçının Ölümü, 1988’de Wallander kırk yaşındayken gerçekleşiyor. Her ikisi de aynı evde yaşamasına rağmen yirmi yıl boyunca karısından uzaklaşmış bir fotoğrafçı, sopayla öldürülüyor. Bu adam önde gelen insanların, çoğunlukla politikacıların fotoğraflarını çekmiş ve onları çarpıtarak yüzleri tanınabilir ama çirkin hale getirmiştir. Kurt’un bu kurbanla biraz kişisel bir bağlantısı da var, çünkü bu adam düğün günlerinde Mona ile fotoğrafını çeken fotoğrafçı. Fotoğrafçının (Simon Lamberg) Ystad’daki birçok kişi tarafından tanındığını ve bu davanın onları nasıl etkilediğini öğreniyoruz. Fotoğrafçı bunu neden yaptı? Deli mi? Neden Wallander’ın fotoğrafıyla da oynadı? Çarpıtmalar cinayetiyle ilgili mi?

Beşinci öykü Piramit. Wallander artık boşanmıştır. Bu koleksiyondaki en uzun hikâye olan Piramit aynı zamanda diğer Wallander romanlarına en çok benzeyen hikâyedir. Aralık 1989’da geçen Piramit, bu koleksiyondaki diğer kısa öykülerden daha karmaşıktır.

Burada Wallander iki vakayı araştırıyor. Birincisi, alçaktan uçan bir uçağın kazasıdır. Polis, bir kaçakçılık operasyonundan şüphelenir, ancak uçağın enkazı o kadar büyüktür ki, yolcuları tanımlamak bile zordur. Wallander bu davaya dalmışken, iki kız kardeşin evlerinde / dikiş dükkânlarında çıkan yangında öldüğü bir başka dava ortaya çıkar.

Bu arada, Wallander, babasının seyahat ettiği Kahire’deki polisten bir çağrı alır. Ne yazık ki, Wallander’ın babası piramitlere tırmandığı için tutuklanmıştır. Piramit muhtemelen koleksiyondaki en başarılı hikâyedir, ancak Wallander ve babası arasındaki gergin ilişkiyi özetleyen önceki hikâyelerle güçlendirilmiştir. Giderek daha da sinirlenen ve öngörülemeyen babasıyla hiç anlaşamayan Wallander’ın, babasının yaşam boyu süren sanat tutkusunu anlamaya yardımcı olmak için piramide baktığı an, sanırım tüm serideki en tatlı olaylardan biridir ve bizi daha sonraki bir kitapta babasıyla İtalya’ya yapacağı geziye hazırlar.

Kurt Wallander ile geçirdiğim zamanın sonuna geldiğim için ve iç karartıcı İsveçli polise veda ettiğim için biraz üzgünüm. Mankell’in dediği gibi, “Wallander’ı özleyecek olan hayranlardır.” Aynen öyle. Bu cilt benim için sonun güzel bir başlangıcı. Wallander’ın kariyerini kapsayan ve karakteri hakkında harika bilgiler veren bir dizi hikâye. Bir tatil gezisi için mükemmel bir kitap olmanın avantajına sahip. Beş bağımsız gizem, beş mükemmel mini Wallander masalı.

Kitabın Künyesi:

Yazar: Henning Mankell

Adı: Piramit ve Diğer Wallander Maceraları

Yayınevi: Ayrıksı Kitap

Çeviren: Murat Demir

461 sayfa

Facebook Yorumları
Ücretsiz! Okuyun!spot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar