Akşam ezanı okundu,
Karanlıkçöktü.
Bakkalın göbeğinden peynir bulaşmış bıçağı çektim.
Planlı değildi.
Kanlı peynir gördünüz mü hiç?
İlk darbede gözlerindeki o şaşkınlık.
Korkmadım.
Paniklemedim.
Birkaç hamle yetti.
“Ah!” dedi.
Sonra bir hırıltı duyuldu.
Susturmak için
Dört darbe daha.
Devam ederdim belki.
Tost kokusu yüzünden durdum.
Açtım.
Beyaz peynirli.
Bu kalabalık kimseye endişe vermez.
Bakkal, ben, bozacı.
Geçti dükkânın önünden.
Kördür zaten.
Bıçak…
Çocukluğumdan beri orada.
Ekmek arası beyaz peynir.
İçindeydi bıçak.
Çıktım.
Kar yoktu.
Kahveye gittim.
Çay çekti canım.
Ocakçı.
Cam kenarına kuruldum.
Büyük oralet.
Arkaya geçti.
Kapıyı kilitledi.
Işıkları kapatmamı söyledi.
Bitti oralet.
Oda sıcaktı.
Soba aydınlatıyordu.
Yüzünü.
Savurdu.
En kirlisinden bir küfür.
Öldüreceğini söyledi.
Keser.
Sustu.
Odun sobası.
Et kokusu.
Yatsı namazına çağırdı müezzin.
Bıçak.
Cami boştu.
Soğuktu.
Gördü.
Güldü.
Lojman.
Karanlık.
Sokak lambasının cılız ışığı.
Sakal.
Kan.
Sessiz.
Sabah.
Çocuk sesleri.
Muhtar.
Kapısı açık.
Buyur.
Oralet.
Bitti.
Kapı kilitlendi.
Çıplak.
Sertleşmiş.
Kestim.
“Mahalleyi sünnet ettim.”


