Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Makberden Malûmatlar- 1.Bölüm

Diğer Yazılar

GECE GELEN-3

GECE GELEN-2

OZAN ILGIN 15: FAKİRHANE

Genç Polis memuru elindeki adres yazılı kâğıda göz attıktan sonra karşısındaki tabelaya baktı. Arabanın içinde dönerek, arkasındaki ekip arkadaşlarının duyabileceği bir ses tonuyla “İşte bu ev!” diye onay verdi.

Zerrin montunu eline alarak araçtan çıktı. Yüzüne vuran soğuk hava titremesine sebep oldu. Montunu giyerek kapüşonunu başına geçirdi. Bakışlarını eve çevirdi. Adresin burası olduğu pekâlâ belliydi zaten. Lapa lapa yağan kara ve bu iç titreten soğuğa rağmen evin önünde toplanmış kalabalık burada istenmeyen bir takım olaylar olduğunun kanıtıydı.

Kalabalığın arasından geçerek eve girdi. Şimdi yüzüne bir sıcaklık vurmuştu. Ev sıcak fakat içerdekilerin yüz ifadesi buzdan da soğuktu. Zerrin odaya girer girmez yerde sırt üstü yatan adamı gördü. Başında duran genç kadının yüzünde, korkuyla karışık şaşkınlık ifadesi vardı. İçeride iki polis memuru bir de doktor eğilmiş yerde yatan adamı inceliyorlardı.

Zerrin bakışlarını odanın içinde gezdirdi. Eşyaların hepsi bir yere dağılmıştı. Cam sürahi bir yerde, vazo bir yerde, diğer eşyalar da odanın farklı köşelerinde bir karmaşa oluşturmuştu. Yerde hareketsiz bir şekilde yatan adama baktı. Gözleri açık, sabit bir noktaya kilitlenmişti. Yüzünde de nedeni bilinmez bir korku ifadesi vardı.

Merakla, ayakta çaresiz bir şekilde duran genç kadına döndü.

“Yakınınız mı?” diye sordu.

“Eşim”

Polis memuru başını kaldırarak Zerrin’e baktı.

“İhbarda bulunan hanımefendiymiş. Eve geldiğinde eşi böyle hareketsiz bir şekilde yatıyormuş.”

“Saat kaçta eve geldiniz?” diye sordu Zerrin.

“Akşam iş çıkışı, saat altı’yı biraz geçmişti.”

Zerrin eğilerek talihsiz adama yakından baktı. Yüzünde insanı dehşete düşüren bir korku ifadesi vardı. Başına baktı. Bir darbe izi aradı, vücudunun herhangi bir yerinde de buna benzer bir iz yoktu.

Zerrin Doktora bakarak;

“Kalp krizi mi?” diye sordu.

“Açıkçası kalp krizine benzer bir vaka,ama hasta çok genç. Yüzündeki bu ifadeye de bakılırsa buna büyük bir korku sebep olmuş. Başında ya da hiçbir yerinde kavgaya dair bir iz yok,” diye cevap verdi Doktor.

Zerrin yanındaki Polise döndü.

“Kimse eve giren birini görmemiş mi?”

“Görmediklerini söylüyorlar.”

Zerrin bir şeyler anlamak için kendini zorluyordu.

“Burada bir tartışma olmuş. Ama eşyalara bakılırsa yere fırlatmaktan ziyade bilerek ve kasıtlı olarak rastgele odanın farklı yerlerine dağıtılmış gibi”

“O hiç kimseyle kavga etmez,” dedi genç kadın.

“Peki, oda da herhangi bir şeye dokundunuz mu?”

“Hayır. Zaten hemen polisi arayıp öylece bekledim.”

“Sanki bilerek her yere dokunulmuş. Her yerde parmak izi olduğuna eminim,” dedi polis memuru.

“Bakalım o zaman. Hiçbir yere dokunulmasın.”

Daha sonra Doktora dönerek;

“Belki de vücuduna bir zehir enjekte edilmiştir. Bu yüz ifadesinin sebebi bu olabilir mi?”

Doktor gözlerini yerde yatan adamdan ayırmadan “Otopsi sonucunda çıkar,” dedi. “Ama insanın yüz ifadesini böyle dehşete düşüren bir zehire denk gelmedim.”

Zerrin derin bir iç çekerek genç kadına baktı. Çaresiz bir şekilde odanın içindeki polisleri izliyordu. Sakin bir ses tonuyla “Hanımefendi, kendinizi biraz toparlayın,” dedi. “Arkadaşlarımız sizin ifadenizi alacaklar.”

Genç kadın endişeyle Zerrin’e baktı. “Benim anlatacak bir şeyim yok. Eve geldim. Öylece yerde yatıyordu. Evin diğer odalarına baktım dışarı çıktım. Hiç kimse yoktu.

“Peki, biraz daha bekleyelim. Mutlaka bir şeyler buluruz,” dedi anlayışla.

Yanındaki polise dönerek “Civardaki bütün kamera kayıtlarına bakılsın,” dedi. “Tartışma seslerini duyan illa birileri olmuştur. Soralım herkese. Evin her köşesine bakılsın. Parmak izlerini araştıralım.”

Sözlerinin karşısındakiler tarafından tam anlaşıldığından emin olunca, arkasını dönerek evden çıktı. Telefonuna baktı. Aybars Bey aramıştı. Bunu görünce yüzünde buruk bir ifade oluştu. Tekrar eve dönüp baktı.

“Her şeyi unutuyorum” dedi kendi kendine. Bu sözlerini duyan tek bir kişi vardı. Zerrin dahi hiç kimse onu fark edemiyordu. Ve bundan sonraki günleri onu aramakla geçecekti.

 

Aybars Bey elindeki tabakları masanın üstüne koydu. Mutfağa giderek yemeği getirdi. Onu da masanın üstüne bırakarak dönüp duvarda ki saate baktı. Sekiz buçuktu. Kapıdan gelen ses gülümsemesine sebep oldu.

Zerrin içeri girince Aybars Bey’i masanın başında kendisini bekler bir halde buldu. Yüzünde mahcup bir ifade vardı.

Aybars Bey hemen atılarak “Ne kadar unutkan bir insansın. Hem insanlara randevu veriyor hem de gelmiyorsun,” diye alaycı bir şekilde konuştu.

“Sana yemek sözüm vardı. Ama inan ki aklımdan çıkmış. Fark ettiğimde zaten çok geç olmuştu. Hem baksana sen yemek yapmışsın.”

“Elbette yemek yapacağım Zerrin. Sana kalsa ikimiz de aç kalacağız.”

“İnsan Polis olunca kafası hep meşgul oluyor,” diye cevap verdi Zerrin.

Aybars Bey gülerek “Neyse ki polisliğin ne olduğunu çok iyi biliyorum,” dedi.

Zerrin masaya oturdu.

“Peki, o zaman ne yiyoruz?”

Aybars Bey tencerenin kapağını açarak;

“En sevdiğin yemek, Bamya.

Zerrin elini başına koyarak güldü.

“Keşke unutmasaydım. Hiç değilse bugün bamya yemezdim.”

“Zerrinciğim. Hazır sen her şeyi unutuyorken hatırlatayım dedim. Sen polis olmak istediğinde sana iki tavsiye de bulunmuştum. Onları hatırlıyor musun?”

Zerrin, Aybars Bey’in önüne koyduğu tabağa bakarak düşünmeye başladı. Yüzündeki boş ifadeden Aybars Bey onun ne düşündüğünü anlıyordu. Başını kaldırınca göz göze geldiler. Zerrin sakin bir ses tonuyla cevap verdi.

“Bamya sevmiyorum. Bir daha yapma.”

Aybars Bey derin bir iç çekti.

“Bu havada dışarı böyle mi çıkıyorsun?” diye sordu biraz sertçe.

Zerrin aklına yeni bir şey gelmiş gibi, “Hah, hatırladım,” dedi. “Polislik sokaklarda geçer ve sokaklar soğuktur. O yüzden kalın giyinmelisin Zerrinciğim.”

Aybars Bey, bundan memnun olmuş bir şekilde güldü.

“Harika. Bu ilk tavsiyemdi. Peki ya diğeri?”

Zerrin gerçekten de hatırlayamamıştı. Kafası o kadar yoğundu ki birçok şeyi unutuyordu.

“Hatırlayamadım,” dedi babasına bakarak.

“Peki, o zaman. Ama hatırladığında sana çok faydası dokunacak bir şey.”

“Söyler misin ne olduğunu?” diye sordu meraklı bir şekilde.

“Hayır”

“Niye?”

“Çünkü sen benim yaptığım yemeği beğenmedin. O yüzden kendin hatırla,” diyerek yemeğini yemeğe devam etti Aybars Bey.

Şimdi Zerrin düşünmeye başlamıştı. Hem bu tavsiyeyi hem de yerde yatan adamın yüzündeki korku ifadesini.

 

Pencereyi açarak içeri giren temiz havayı içine çekti. Masanın üstünde duran yarım kalmış su dolu bardağı alarak cam kenarındaki küçük saksılara su verdi. Daha sonra dönerek masadaki dosyayı eline alıp incelemeye başladı. Dosyadaki isme baktı. Birkaç kere bu ismi mırıldandı.

“Ahmet Ayrın. 34 yaşında.”

Bu isim dün evinde ölü bulunan adama aitti. Sayfaları çevirdi, henüz daha erken olduğu için elle tutulur bir bilgiye ulaşılamamıştı. İsminin altında yazan yazıya baktı.

“Mesleği fotoğrafçılık.”

Bunun üzerine düşünecekti ki, çalan kapı dikkatini dağıttı. Başını kaldırarak kapıda duran polise baktı. Polis içeri girmeden acele bir tavırla “İhbar var.” diye konuştu.

Zerrin elindeki dosyayı masanın üstüne bırakarak yerinden kalktı. Askıdaki montunu alarak odadan çıktı. Dışarı çıkınca yüzüne vuran sert soğuk aklına Aybars Bey’in vermiş olduğu tavsiyeyi getirdi.

“Atkımı yine unuttum,” diyerek kendi kendine sitem etti. Daha fazla üşümemek için hızlı davranıp arabaya bindi.

Yanına oturan polis memuru, “Bu aralar ne çok ihbar alıyoruz değil mi?” diye bir soru sorarak Zerrin’e baktı.

“Her zamanki gibi,” dedi Zerrin camdan dışarı bakarak.

Ön koltukta oturan Polis memuru, “Bu seferki avukatmış.” dedi.

Zerrin başını çevirerek “Olay ne?” diye sordu.

“Bürosunda ölü bulunmuş,” diye cevap verdi yanında ki.

“Kalp kriziymiş galiba.”

Bu durum Zerrin’in aklına dünkü olayı getirdi. O yüz ifadesini tekrar hatırladı. Nasıl bir korku buna sebep olmuştu? Bunu düşünüyordu ki arabanın durmasıyla, bu düşünceler dağıldı.

Hepsi bir bir araçtan indi. Zerrin arkalarından giderek onları takip etti. Apartmana girip dördüncü kata çıktılar. Büronun bulunduğu dairenin kapısı açıktı.

Kapının önünde bekleyen temizlik görevlisi endişeyle onlara bakarak “Sizi ben aradım,” dedi.

“Nerede?” diye sordu polis memuru.

Adam önden yürüyerek onlara yol gösterdi. Dairenin içinde kısa bir koridordan geçip aralık duran kapıyı iterek içeri girdiler. Zerrin odaya girer girmez dün hissettiği duyguların aynısını yaşadı. Gözlerini odanın içinde gezdirdi, etraftaki karmaşıklığa baktı. Odaya yine gelişi güzel bir dağınıklık hakimdi. Zerrin bakışlarını yerde yatan adama çevirdi. Yüzündeki o korku dolu ifade ona tanıdık gelmişti. Yaklaşarak dikkatlice inceledi. Gözleri açık, sabit bir noktaya kilitlenmişti. Yüzü kıpkırmızı eli de kalbinin üstünde bir yumruk oluşturmuştu. Zerrin başını kaldırarak karşısında Doktoru gördü.

Doktor onun ne söyleyeceğini tahmin ettiği için hemen atılarak “Kalp krizi,” dedi. “Dünkü vakanın aynısı. Buna yine büyük bir korku sebep olmuş.”

“İkisi arasında bir bağlantı olmalı,” dedi Zerrin. Daha sonra dönerek temizlik görevlisine sordu.

“Onu ne zaman buldunuz?

Adam telaş içerisinde, “Yaklaşık bir saat kadar oluyor,” diye cevap verdi.

“İçeri kimlerin girip çıktığını biliyor musunuz?” diye sordu polis memuru.

“Hayır. Ben sadece haftada bir gün geliyorum. O da bu daireyi temizlemek için. Kapıyı çaldım hiç kimse açmadı. Elimde dairenin anahtarı var. Kapıyı açıp içeri girdim. Baktım böyle sırt üstü yerde yatıyor. Herhalde bir hastalığı var. Kalp krizi geçirmiş.”

“Sadece hasta mı? Peki ya bu içerideki dağınıklık ne olacak? İçeri biri girmiş. Karşısında gördüğü, yaşadığı her ne ise çok büyük bir korkuya sebep olmuş,” diye araya girdi Zerrin.

“İçeri kimin girdiğini bilmiyorum. Dediğim gibi haftada bir gün geliyorum çalışmaya. Zaten bu adamı da tanımam etmem. Bir ay önce başladım çalışmaya.”

“Bu daire de kamera sistemi yok mu?” diye sordu Zerrin etrafına bakarak.

“Hayır yok. Apartmanda da yok. Varsa sokakta vardır.”

Zerrin masaya yaklaşarak üstündeki isme baktı.

“Ömer Erkin. Avukat… Ailesine haber verelim,” dedi arkasındakilere dönerek;

Polis memuru onaylayarak başını salladı.  Zerrin doktorun yanına gelerek merakla sordu.

“Ne tür korkular vardır? Bu bir insanın veya herhangi bir şeyin varlığından korkmak gibi mi? Yoksa öleceğini hissetme korkusu mu?”

Doktor ona dönerek “Sanki daha çok, ölü görmüş gibi,” dedi

Bu söz Zerrin’in tüylerini ürpertti.

“Ölülerin parmak izleri yoktur, “ dedi polis memuru, çevresindeki eşyaları göstererek. “Bakın yine her şeye dokunmuş. Sanki bilerek yakalanmak istiyor. Bu parmak izlerinin kime ait olduğunu bulduğumuz da ona da ulaşmış olacağız.”

İçinden bir ses Zerrin’e bunun bu kadar kolay olmayacağını söylüyordu.

“Bana kalırsa dikkatimizi bu noktaya çekmeye çalışıyor. Bu dağınıklığı bu yüz ifadesini görüyoruz. Çünkü o bunu istiyor. Bunların dışında başka bir şey daha olmalı. Ayrıca yakalanmak istese gelir teslim olurdu.”

Doktor Zerrin’in bu sözleri üzerine “Belki de daha işi bitmemiştir. Belki de sıra da diğer kurbanlar var,” dedi.

Zerrin karşı çıktı.

“Buna izin vermeyeceğiz. İşlek bir cadde, her yerde kamera var. Bu apartmana kimlerin girdiğini bulacağız. Hiç kimse duvarlardan geçemez.” Biraz düşündükten sonra, “Ölüler hariç,” dedi.

Polis memuru temizlik görevlisine dönerek “Bizimle Emniyet’e kadar gelin. İfadenizi alacağız,”

Dedi.

Adam başıyla onay vererek arkalarından dışarı çıktı. Zerrin son bir kez yerde yatan adamın yüzüne baktı ve “Bir daha kimse bu şekilde ölmeyecek,” diye birkaç kere içinden tekrarladı.

 

Aybars Bey, karşısındaki kapıya birkaç kez tıkladı. Kulağını kapıya dayadı ama bir ses duyamadı. Kapıyı açarak içeri girdi. Oda bomboştu. Odaya girince gözüne askıda duran atkı ilişti. İçerisi buz gibi soğuktu. Pencereye yaklaşarak camı kapattı. Hemen önünde duran küçük saksıları gördü. Birini eline alarak baktı.

“Size ne kadar çok su vermiş,” dedi.

Zerrin kapıyı açarak telaşla içeri girdi. Arkasında da bir polis memuru vardı. Karşısında Aybars Bey’i görünce, “Ne o? Yoksa yine verdiğim bir sözü mü unuttum?”diye sordu.

Aybars Bey gülümsedi. Zerrinin, masasının önünde bulunan sandalyelerden birine geçerek oturdu. “Yok canım. Öylesine bir ziyarete geldim,” dedi.

Polis memuru Aybars Bey’e başıyla selam vererek, karşısındaki sandalyeye oturdu.

Zerrin ona dönüp “Bir tek kamera dahi, o apartmanın önünü çekmiyor mu?” diye sordu. Sesi biraz yüksek çıkmıştı.

“Onun haricin de bütün sokağı çekiyor,” diye cevap verdi Polis memuru.

Aybars Bey merakla ikisini izliyordu.

“Bu nasıl oluyor? Odaya giriyor, karşısına geçiyor, ona hiç dokunmadan vücudunun herhangi bir yerinde darbe izi bırakmadan, onu öylece korkudan öldürebiliyor. Ondan sonra odayı dağıtıyor. Bilerek her yere parmak izini bırakıyor.”

“Avukatların düşmanı çok olur. En son ilgilendiği davalara bakalım.”

“Peki ya dünkü olay? O da fotoğrafçıymış,” dedi Zerrin.

“Ortak bir noktaları olmalı.”

Kapı çaldı. Üçü de bakışlarını oraya yöneltti. Bir polis memuru içeri girerek kapıyı kapattıktan sonra, elindeki dosyayı masanın üstüne bıraktı.

“Parmak izlerinin kime ait olduğunu bulduk,” dedi.

Zerrin merakla sordu. “Kim? Hemen gidip bulalım.”

Polis memuru yüzünde bir şaşkınlık ifadesiyle “Bu parmak izi Edilay Şenal’a ait.”

Zerrin buna şaşırmıştı.

“Kadın mı?” diye sordu. Nedense onun erkek olduğunu düşünmüştü.

“Zerrin Hanım. Asıl şaşırmanız gereken şey şu ki bu kadın iki yıl önce ölmüş”

“Nasıl yani?” dedi Zerrin ayağa kalkarak. O sırada telefon çaldı. Telefonu kulağına götürerek “155 Polis. Buyrun,” dedi.

“Alo”

“Buyrun”

“Bana yardım edin,” dedi telefondaki korku dolu ses.

Zerrin anlamaya çalışarak “Hanımefendi, sorun nedir? Söyleyin,” dedi.

“O burada.”

“Kim?”

“Karşımda duruyor… Çok korkuyorum… Lütfen bana yardım edin.”

“Adresinizi verin. Alo… Hanımefendi!”

Telefon kapandı. Zerrin elindeki telefonu yerine bıraktı.

“Bir ihbar daha,” dedi.

İçini büyük bir hüzün kapladı. Dönerek babasına baktı. Şimdi Aybars Bey’in ona verdiği tavsiyeyi hatırlamıştı.

“Hiç kimseye güvenme, dirilere ve hatta ölülere bile.”

 

DEVAMI GELECEK SAYIDA

 

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ